Dune İncelemesi! (Spoilersız)

Bu yılın, hatta açık konuşmak gerekirse son yılların en çok beklenen filmlerinden biri olan Dune, ertelemeli de olsa izleyiciyle buluştu. Frank Herbert’ün bir bilim kurgu klasiği haline gelen kitabının sinemaya ilk uyarlanışı 1984 yılında olmuştu. Ancak David Lynch’in bu projesi, gerek hikayenin tutarsızlığı; gerek karakterlerin çiğliği, gerekse diyalogların yavanlığı yüzünden yerin dibine sokuldu (sokulmaya da devam ediyor). Serinin hayranları bu yeni uyarlamaya kavuşabilmek için tam 37 sene bekledi ve “Çöl Gezegeni” bu kez Denis Villeneuve’e emanet edildi. Asıl soru, bu uzun bekleyişe değdi mi?

Denis Villeneuve kariyerinde zirveye geç tırmanan, ama bunu sağlam adımlarla başarmış bir yönetmen. Prisoners ve Arrival kendi dallarında çok başarılı yapımlar olsa da, benim gönlümü asıl 2017 yapımı Blade Runner 2049 ile kazanmıştı. O filmdeki fütüristik-noir atmosferi iliklerimize kadar hissettirdiği için, Dune’un post apokaliptik-vari atmosferi için de umudum yüksekti. Nitekim beklentilerimde yanılmadım. Filmin renkleri, sinematografisi ve müzikleri o kadar uyumlu ki kendinizi fark etmeden filmin evrenine kapılmış halde buluyorsunuz ve adeta çölün ortasında nefes almakta zorlanan karakterlere katılıyorsunuz (Maskeli olmak da bu hissiyatı iyice artırıyor).

Oyunculuk konusunda sırıtan biri yoktu ancak ağzımızı açık bırakacak bir performansa da şahit olmuyoruz. Herkes yapması gereken işin hakkıyla üstesinden gelmiş. Bu arada oyunculuk demişken şu inanılmaz kadroya da değinmeden edemeyeceğim: Javier Bardem, Josh Brolin, Oscar Isaac, Rebecca Ferguson, Stellan Skarsgard, David Dastmalchian ve Jason Momoa gibi deneyimli isimlere Timothee Chalamet ve Zendaya eşlik ediyor. Bu isimler bir arada, üstelik çöl gezegeninde: insan daha ne ister!

Müziklere gelecek olursak, Hans Zimmer yine en iyi yaptığı işi yapmış ve “bilim-kurgu temalı müzik nasıl bestelenir” dersi vermiş. Zimmer’ın eserleri o kadar etkili ki, Dune gezegeni gerçek olsa milli marş olarak okuturlar, o derece.

Seriyi henüz okuma fırsatı yakalayamadığım için, film-kitap tutarlılığı hakkında bir yorum yapamıyorum. Ancak kitabı okuyan kitlenin büyük bir bölümü yapımın oldukça paralel ilerlediği görüşünde. Zaten filmin bir hayli ağır ilerliyor olması, Villeneuve’ün seriyi ilmek ilmek dokuma amacında olduğu hissiyatını veriyor.

Toparlayacak olursam, seriye hakim olmayan bir bilim-kurgu sever olarak salondan mutlu ayrıldım. Ancak bir noktanın altını çizmem lazım. Dune, hafta sonu kafa boşaltma amacıyla izlediğiniz takdirde sizi memnun etmeyebilir. Hikayenin teatral ilerleyişi sürükleyiciliğini yer yer baltalayabiliyor. Ayrıca edebi bir eserin beyazperdeye minimum rötuşla uyarlaması olduğu için, Star Wars ya da Alien gibi aksiyon dozu yüksek bir bilim-kurgu da beklenmemeli. Bütün bu dipnotlar ışığında, sinemada deneyimlemeniz gereken bir eser olduğu kanaatindeyim. Ne demişler: Lynch’e niyet, Villeneuve’e kısmet.

Bu yazıyı paylaşın:
Sonraki yazı
Peki Şimdi Niye Bunu Yazdın?
Önceki yazı
Özlediğimiz Lana Del Rey

Başlıklardan...

Menü